Tarih : 2026.02.02 14:12:52Fıkra Gibi Havalimanı Anıları
FIKRA GİBİ HAVALİMANLARI ANILARI…
Yahudi tüccar züğürt kalınca esti defterleri karıştırırmış.
Ben de biraz olsun o tüccara benzer hale geldim. Yaklaşık yarım asırdır Havalimanı Muhabirliği yapıyorum. Bu görevimin yanı sıra bu süre içinde yaşadıklarımın bir bölümünü “ Atatürk Havalimanı’n da 40 Yıl “adlı yazdığım bir kitapla anlatmaya çalıştım. Ancak bu kitabım TAV Sponsorluğun da basıldığı için raflara çıkmadı. Kısmet olursa bir kez daha bastıracağım. Tabi ki bu kez kendi gücümle.
Bu arada 2. Kitabımı da yazdım. Bu daha çok 70’li yılların başı, yani muhtıra ve ihtilal dönemini kapsıyor. Her ikisi için de önemli olan Paranın Gücü. Zira kopyasını verdiğim Yayınevi 5 aydır hala incelemede. Bizimkisi “Vermeyince Mabut, Neylesin Mahmut” hikayesi. Bakalım bekleyeceğiz. Neyse biz gelelim züğürt tüccarın hikayesine. Yaşadıklarımın çoğunu dediğim gibi kitaplarıma aktardım. Ancak dostlar arasında yaptığımız sohbetlerde bu yaşantımın arasına girmiş kısa kısa fıkra gibi hikayeler de var.
İşte onlardan bir kaçını bu Pazar günü yazalım bari dedim. İlki yukarıda fotoğrafını gördüğünüz o dönemlerde haberini yaptığımız Yeşilköy Havalimanı’nın çevresinde ki tel örgüyü kesip içeri giren ve uçaklara karşı piknik yapan ailenin hikayesi bari olsun.
“ AYIP OLUR DİYE MANGAL YAKMADIK.”
Türkiye'nin ilk havaalanı olan Yeşilköy Havaalanı’dır. Yani bir sonra ki adıyla Atatürk Havalimanı. Yeşilköy Hava Alanı 1912 yılında askeri amaçla kuruldu. 1953’de sivil hizmete de girdi. Eski adıyla Safraköy, yeni adıyla Sefaköy olan bölgede 405 dönüm arazide 1960’lı yıllar da gelişimi tamamlandı ve son olarak da 1972’de her iki pistte bitirilerek ilk amaca ulaşıldı. İşte bu Yeşilköy Hava Alanı’nın çevre güvenliğini sağlayan etrafındaki tel örgüler eski sistem ve basitti. Sanırım 1970’li yılların sonu. Bir gün rahmetli Sinan Toros (Milliyet Muhabiri)’la beraber lokantada yemek yerken yanımıza bir Gümrük Muhafaza memuru geldi ve, “ Biliyor musunuz. Yeşilköy tarafında bir aile tel örgüyü keserek içeri girmiş, piknik yaparken yakalanmış” dedi. Tabi biz hemen fırlayıp aprondan olay yerine gittik.
Görevliler oradaydı. Bizi görünce pek memnun olmadılar. Hemen kesik olan tel örgüyü çekti. Oradakilere aileyi sorduk. Karakola götürüldüklerini söylediler. Hemen karakola gittik. Ancak olayın üzerinde yaklaşık beş saat geçmişti. Aile ifadesi alındıktan sonra serbest bırakılmıştı. Bir memur bize babanın anlattıklarını söyledi. Baba şunları demişti: “ Çocuklarım bana her zaman uçaklara bakmak istediklerini söylüyorlardı. Ben günlerden Pazar olduğu için onları alıp tel örgülerin yanına götürdüm. Orada bir yere oturduk. Baktım tel örgü çok zayıftı. Ev yakındı onlar orada otururken eve gidip kesici aletler aldım gelip bu deliği açtım. İçeri geçtik ve uçaklar daha yakından güzel gözüküyordu. Ayıp olmasın diye yanımda ki mangalı bile yakmadım. Sadece hanımın yaptığı börekleri yerken polis gelip bizi yakaladı. Suç olduğunu bilmiyordum.” Bu olayın şu iyiliği oldu; çok kısa sürede yeni bir ihale açıldı ve tüm Hava Alanı’nın etrafına daha sağlam bir tel örgü yapıldı. Yani,” Bir Musibet, Bin Nasihatten İyidir” sözü yine haklı çıktı.
“ SEN ÖNCE BU UÇAKLAR ŞU UZUN BİNAYA NASIL ÇARPMIYOR, ONU SÖYLE.
” Yukarıda tarihini kısaca yazdığım Yeşilköy Hava Alanı’nın terminal binasın da Dış Hatlar ortada ana binadaydı. İç Hat A Kapısı denilen bölgenin hemen yanında, Dış Hatlar geliş ise 500 m. Güneyde devasa bir baraka bina da hizmet veriyordu. Çok rüzgarlı, soğuk ve buz tutan bir bölge olduğu için hava alanı çalışanları buraya ’Karga Sekmez’ adını takmıştı. Devletin VİP bölümü ise Dış Hatların altında aprona bakan bir yerdeydi. Bir gün VİP’te görevli Ahmet adında ki bir polis arkadaşla aprondan Kargasekmez’e gidiyorduk. Tam Uçuş Kule’sinin karşısından geçerken Ahmet bana bakıp gülerek şöyle konuştu: “ Faik dün başıma ne geldi biliyor musun? Hemen aynı saatlerdi. Yine Kargasekmez’e gidiyordum. Tam burada bir baktım kule tarafından başında fötr şapka olan bir adam geliyor. Hemen durup adamın yanıma gelmesini bekledim.
Bizim Anadolu da Çarıklı Erkan-ı Harp dediğimiz tipte yaşlıca bir amca salına salına geldi. Karşılıklı selamlaştıktan sonra adama, “ Amca sen kimsin? Burada ne yapıyorsun? “ diye sorunca bizim amca ise şu cevabı verdi; ‘Sen onu bunu boş ver. Önce bu uçaklar şu yüksek binaya nasıl çarpmıyor sen bana onu söyle. Buna nasıl ruhsat vermişler? Ben evimin bodrum katının ruhsatını almak için canım çıktı’ dedi.” Amca bu konuşmayı yapınca hiç cevap vermedim, gülerek koluna girdim ve hemen Dış Hatlar polisini arayıp kendisini teslim ettim. Gelen polis arkadaşlara olayı anlattım. Daha sonra sorduğumda bizim amca tel örgüyü aralayıp altından geçmiş. Meraklı yani. Kısa bir ifadesi alınıp bir de çay ısmarlayıp, uçaklar hakkında kısa bir bilgi verip bırakmışlar.
YEŞİL GÖZLÜ BAYANLARA İNDİRİM.
Bir dönemde Fenerbahçe’nin efsane Başkanı Ali Şen tarafından kurulan Greenair Hava Yolları vardı. Yıl 1990’dı. Piarı, Ali Şen sayesinde oldukça yüksekti. Basında sık sık yer alıyordu. Daha çok Almanya’ya Charter seferleri yapıyordu. Patron Ali Şen olunca bizlere de sık sık haber konusu çıkıyordu. Firmanın adı Yeşil ile başlayınca, patronun aklına da parlak bir fikir geldi; Greenair’den bilet alan Yeşil Gözlü Bayanlara yüzde 50 indirim yapılacak. Amaç piar ve daha çok bilet satmak. Gerçekten kısa sürede bilet alan bayanların çoğunluğu yeşil gözlü çıktı. Bizim Ali Bey bir araştırma yaptırarak Türkiye’de Yeşil Gözlü hanımların bu kadar çok olamayacağını tespit etti. İkinci bir araştırmada da yeşil gözlerin çoğunluğunun Lenns olduğu anlaşıldı. Böylece kısa süre de olsa Yeşil Göz saltanatı bitti. Bu da havacılık tarihimize böylece not oldu.
HELİKOPTER TAKSİ.
Bu arada her an bir yenilik düşünen Ali Şen Helikopter Taksi işine de girdi. Hem de İstanbul içinde Yeşilköy- Suadiye arasında başlattı Helikopter Taksi işi meraklılar sayesinde kısa süre de olsa iş yaptı ancak devamlılık sağlayamadığı için sanırım iki ay sonra son buldu.
SELAMÜN ALEYKÜM ATATÜRK.
Tarihçeden öğrendiğimize göre ilk yeni Dış Hatlar Terminali 29 Ekim 1983 yılında işletmeye açıldı. 1985 yılında ise kavuştuğu modern görünümü ile Atatürk Havalimanı adını aldı. Yeni terminalle birlikte yeni hizmete giren Hava Trafik Kontrol Kulesinde görevli bir Kami ağabeyimiz vardı. Allah Rahmet Eylesin, Kami abi her sabah bana uğrar Hürriyet gazetesini alır kısa bir sohbetten sonra Kule’de ki görevine giderdi. İşte Kami ağabey o sabah ilk kez ismi Atatürk olan Havalimanı’nda ki kulede göreve geldi. İnen ve kalkan uçakların pilotlarını yönlendiriyordu. Saat sabah 11.00 sıralarıydı.
Suudi Arabistan Havayollarına ait bir uçak son yaklaşmaya geldi ve ilk anonsunu yaptı: “Selamün Aleyküm Atatürk” Kulede ki bütün çalışanlar bu anonsu duydu. Herkes olduğu yerde çakıldı kaldı. Bir Atatürk gerçeği vardı ve Selamün Aleyküm diye anons ediliyordu. Hiç alışık değillerdi. O güne kadar Suudlu pilotlar, “Selamün Aleyküm Yeşilköy” diye anons ediyorlardı. Kami Ağabey bana döndü ve “ Biliyor musun Faik yeni havalimanına çok güzel isim koyduk. Şimdi herkes Atatürk’ü selamlıyor” Kami Ağabey doğruyu söylüyordu tam 34 yıldır bütün dünya pilotları İstanbul semalarında son yaklaşmada Selam Atatürk, Selamün Aleyküm Atatürk, Good Morning Atatürk, Good Night Atatürk gibi çeşitli anonslarla Atatürk’ü selamladı. Şimdi herhalde “ Selamün Aleyküm İstanbul” diyorlardır.
KÖPEĞİ FLAMASTER KALEMLE BOYADILAR.
Bu da Türk zekasının, yapay olmadan önceki hali olabilir. Bir ABD’li yolcu ülkesine giderken köpeğini de götürmek istiyor. İşlemlerini yaptıktan sonra köpeği kafesi ile birlikte kargoya teslim ediyor. Uçağın kalkmasına daha çok zaman vardır. Kafes içindeki köpek apronda uçağın geleceği park yerine yakın bir yerde diğer yüklerle birlikte bekliyordu. O sırada hava da oldukça sıcaktı. Kargo çalışanları da kendilerini güneşten korumak için paletlerin gölgesine sığınmıştı. Kargo çalışanlarından birisi kapalı kutu ve önü kafes olan kulübedeki köpeğin yanına gitti. Görevli köpeğin haline acıdı ve arkadaşlarına dönerek, “ Tasmasından bağlayıp hayvanı dışarı çıkaralım da biraz hava alsın. Zavallı hayvan sıcaktan bayılacak “ dedi. Bu öneriye diğer arkadaşları bir şey demedi. Köpek dışarıya çıkartılıp tasmasından oradaki bir palete bağlandı. Fakat 10 dakika sonra hayvan bir anda tasmadan kendisini kurtarıp ok gibi fırladı. İstikamet Yeşilköy tarafında ki Askeri Meydan. Bizim kargocular hep beraber peşinden koştular, ama nafile. Köpek Yeşilyurt istikametinde gözden kayboldu. Yapacak bir şey yok.
Arkadaşlarında bir tanesi, “ Yemekhanenin önünde bir sürü köpek var. Bir tanesini yakalayıp gönderelim” dedi. Bu teklif önce garip karşılandı, ama yapacak başka bir şey yoktu. Eşyaların yanında bir arkadaşlarını nöbetçi bırakıp hep beraber köpek yakalamak için yemekhanenin önüne gittiler. Kaçan köpek siyah ve pek büyük değil. Daha doğrusu ufak sayılırdı. Orada 4 tane köpek var ama çoğu iri yarı. Bu arada bir tane köşede uyuklayan bir yavrudan büyük köpek gördüler. Kaçanla hemen hemen aynı boyda, ancak bu köpek beyaz, kaçan siyahtı. Yapacak bir şey yoktu. O sırada içlerinden birisi, “ Boyayalım arkadaşlar. Elimizde bol bol flamaster kalem var. Üç, dört tane yeter. Zaten hayvan ufak” deyince kucakladıkları gibi bizim yerli çomarı kargo binasına götürdüler. Onda sonra sıkı bir boyama çalışması yapıldı. Bizim beyaz çomar kısa sürede 4 flamasterle alaca siyah hale geldi. Kargocular yarattıkları eseri kucakladıkları gibi doğru aprona ve kaçak köpeğin kulübesine koyup kapısını kapattılar.
O sırada ABD’ye gidecek uçakta gelmişti. Bizim çomar kulübeye girdikten sonra etrafındaki bol mamaları görünce hızla yumuldu. İşlem bittikten sonra kargocular köpeği itinayla bölmesine yerleştirdi. Tabi uçak ABD’ye vardıktan sonra sahibi teslim aldığı zaman kıyamet koptu. Köpeğin boyaları terden akmış yer yer beyazları çıkmıştı. Hemen buraya mesajlar yağmaya başladı. Kimse olaya sahip çıkmadı. “ABD’ye kargoyla bir köpek gitti. Gerisi bizi ilgilendirmez” denildi. Sonu ne mi oldu? Uzun yazışmalardan sonra sanırım THY köpeğin ücretini ödedi.
Bu hikaye de böyle biter.
Ancak bizim bu hikayeler bitmez.
Yenileri hatırlarsak zamanla onları da yazarız.












